ölüm korkusu
Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu bloğu açma ve bu yazıları yazma hikayemin altında ölüm korkusu yatıyor. Varlığımın hiçliğe karışacağı ve edebi olarak herhangi bir mirasımın, kalıcı bir fikrimin,üretimim kalmayacağı korkusu da denebilir. Tabi ölüm anından korku da var bu hikayenin içinde. Hangisi daha yüksek seviyede bana bunları yazdırıyor bilemiyorum. İnsanlar olarak bir şeyle ne kadar yüzleşir, onu kaybetmeye, ulaşamamaya ne kadar yaklaşırsak harekete geçme ihtimalimiz o oranda artıyor. Bu mekanizma yerine daha planlı ve sakince oluşan harekete geçme hissini tercih ederdim.
Şimdi konumuza başlayalım ufak da olsa. Bu hikaye benim hayatımı anlatacak gibi gözüküyor. Otobiyografi denebilir aslında ama gidişata göre belki fantastik belki bir öyküye dönüşebilir. O yüzden bunu bir muamma olarak size ve kendime bırakıyorum. Yaklaşık 25 sene önce güzel bir şehrin büyük bir ilçesinin kenar mahalle denilebilecek bir mahallesinde doğdum. Kenar mahalle olduğunu daha bu senelerde farkediyorum. Üniversite senelerim, geç de olsa tanıştığım insanlar ve katıldığım topluluklarda gördüğüm konuşmalar sonucunda bunun farkına varabildim. Baya bir kenar mahalleymiş doğduğum ve şu an yaşamakta olduğum yer. Bunun farkına varmamla beraber insanların fikirleri,düşünceleri,hayatı yaşama biçimleri,kıyafetleri hatta mimikleri bile gözüme çarpmaya; daha bir farklı gelmeye başladı. 'Evet bir kenar mahallede yaşıyorum, bunun farkına varıp buradan kurtulmak isteyenler taşınıp gidiyor, kalanlar da bu başarısızlık ve kötü düşünceler içinde bir hortuma kapılır gibi bu hayat tarzına kapılıp yaşayıp ölüyorlar.'
Bir sonbahar gecesi hastanede dünyaya gelmişim. Doğduğum gün itibariyle hangi burç olduğumu bu yaşımda hala bilmiyorum. Senelerce biri olduğumu sanıp sonraki seneler diğeri olduğumu sandım. Neyse bunun pek bir önemi yok. Küçüklüğüme dair aklımda bikaç ufak kesit var. O çok sevdiğim evde giyilen ayakkabımla balkon penceresinden aşağı inmem galiba bu hayata dair ilk anım. Çocukluğum güzel geçti. Evin en küçük çocuğu olduğum için hafif şımarık ama her zaman saygılı ve dozunda bi karakterim vardı. Haksızlık olduğunda dayanamayıp bağıra bağıra isyan ederdim ama. Dışarda fazlasıyla utangaç, kedi gibi eve gelince ise terör estirir yakıştırmasını annem abimle bana yapardı. Birsürü tikim vardı. Bir sürü dediğim bir iki tane. Tikli çocuk da derdi annem bazen.
Babam bir şizofreni hastası. Bunun etkileri eminim üstümde çok fazladır. Tiklerimi büyük ölçüde ona bağlıyorum. Ama emin de değilim. Hiçbir zaman aramızda klasik baba-oğul ilişkisi olmadı. Çok küçükken az da olsa vardı. Sonradan emekli olunca iyice tırlattığı için pek olmadı. Aklım ermeye başladığından beri iki defa elini tutmuştum galiba onun. Ne kadar güzel bişeymiş diye düşündüğümü hatırlıyorum insanın babasının elini tutarak yürümesi. Evde yaşadığım ve büyümemi etkileyen bir sürü ekstrem olay var tabiki. Böyle bi babayla büyümenin doğal sonuçları. Yani baya kötü şeyler. Bunlara pek girmek istemem. Ama saçmasapan, serseri biri olarak da yetişmedim. Annem hem annem hem babamdı. Okula başladığım ilk zamanlar fazlasıyla çalışkandım. Çalışkan doğru kelime olmayabilir. Zeki diyelim. O da doğru kelime olmayabilir ama öyle derlerdi. Bariz bir şekilde farklılık hissederdim yaşıtlarımla. Onlar da bunu farkederdi. Öğretmen dahil hayatımdaki çoğu kişi bana daha özel ve ayrıcalıklı davranırdı. Evde sizden yaşça büyük abiniz, ablanız varsa espri anlayışınız da baya gelişiyor. Bu farklılıklarım can sıkıcı olmaya başladığında bu yeteneği kullanarak iyi uyum sağladım galiba. Can sıkıcı dememin sebebi ise beni çok çalışkan,inek diye nitelendirip arada bir konunun dışında bırakmalarıydı yaşıtlarımın. Her seferinde hiç ders çalışmadığımı onlara anlatmaya çalışırdım. Ama beni severlerdi. Ben de onları severdim. Hatta o zamanki arkadaş grubumuzdaki arkadaşlık ilişkisini daha sonra hiç bulamadım. Hala arada aklıma gelirler niye böyle uzaklaştık diye düşünür, üzülürüm. Galiba artık eskisi gibi gözde ve iyi biri olmadığım için onlardan uzaklaşmaya çalıştım. Spoiler.
Böyle olaylar tabi üzerinizdeki baskıyı ve stresi artırıyor. Birsürü öğretmenin sizi tanıdığını, gelip özel konuşmalar yaptıklarını, sizden çok büyük şeyler beklediğini düşünün. Ve örnek bir insan olmak gibi de bir baskı hissediyorsunuz. Ama ben yaptığım her şeyi ( Ne yaptığımı da pek bilmiyorum) gerçekten hiç çaba sarf etmeden yapmıştım. Herhangi bir amacım veya hırsım yoktu hayata dair. Bir gün en yakın arkadaşımın annesi okula gelmişti. Onunla konuşuyordu. Onun yanına gitmek üzereyken annesinin ona ''O'nu geçtin mi sınavda?'' dediğini duydum. Gerçekten iğrenme nedir onu orada öğrenmiştim. Beni niye bu iğrenç olayların içine dahil ediyolar, niye ben böyle bişeyin parçasıyım diye düşünmüştüm. O günden beri fazla dikkat çekmekten uzak durdum. Fazla ilgi çektiğimi düşündüğüm zamanlar da depresyona girdim. Bu da böyle güzel bir hikaye.
Daha sonrasında böyle özel ilgi görmediğim ve eskisi kadar 'başarılı' olmadığım için fazlasıyla zorluk çektim. Hem insanlarla olan ilişkilerimde hem de akademik anlamda. Kesin olarak ders çalışmak istemediğimi biliyordum. Ama ne yapacağım konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Bir şey yapmam gerektiğini de bilmiyordum. Gelişine yaşıyordum işte. Bu yüzden kötü günler yaşadım. Eski arkadaşlıklarımı özledim. Ne kadar saf ve güzel arkadaşlıklarımız varmış diye düşündüm. Biraz önce anlattığım hikayedeki 'en iyi arkadaşımı' bundan hariç tutuyorum. Zamanla grup arkadaşlıklarından sıkılıp teke tek arkadaşlık ilişkilerinden daha fazla hoşlanma hatası çoğu yerde beni kötü etkiledi. Belki yeterince güçlü vs. olmadığımı düşündüğüm için bire bir ilişkilerde daha iyiyim. Bunu bilemiyorum. Ama az da olsa bu durumu değiştirebildim sanırım. Az insanla fazla yakın ilişkiler kurduğunuz zaman yediğiniz bazı kazıklarda fazlasıyla dağılıyorsunuz. Az insan o az insana fazla anlam yüklemektir. Bu benim yaptığımı düşündüğüm hatalardan. Aynısı duygusal ilişkiler için de geçerli. Bir şekilde herkesten uzak durup güvenli diye düşündüğünüz bir limana çok ekstrem duygularla yaklaştığınızda o limandan tekrar gitmesi ölüm korkusuna benziyor. Bu da büyük bir hata. Hata diyorum ama bunları değiştiremedim pek. Yani öyle ilişkilere uygunum. Karakterim bu. Yapacak bir şey yok.
Babamdan biraz kötü bahsettim. İyi yanlarını sonraya sakladım. Bir kere çevreme baktığımda ve kendi yetiştiriliş tarzıma baktığımda kendimle baya baya gurur duyuyorum. Babamla da. Babam tam olarak benim istediğim şekilde bir baba. Hastalığını ve yaşadığım kötü olayları, üstümde bıraktığı çok kötü etkileri saymazsak. Yani hasta olmasaydı ne kadar güzel olurdu diye hep düşündüm. Bi öğretmenimiz söylemişti. 'Baban seni çok rahat yetiştirmiş, ama şımarık değil, saygılı ve iyi bi şekilde' diye. Galiba bu cümle bu konunun üstüne düşünmemi sağlamıştı ilk defa. Gerçekten çocuğum olsa ben de bu şekilde yetiştirirdim tam olarak. Tamamen rahat bırakırdım. Ama belli özellikleri de aşılayarak. Saygının, iyi insan olmanın, başkalarını umursamamanın, sade ve gösterişsiz olmanın ne kadar önemli şeyler olduğunu küçüklüğümden beri biliyorum. Çocuklarınıza öğüt vermeyin siz neyseniz o zaten ona dönüşür tarzı hiç hatırlayamadığım yazılar var. Ben ona inanıyorum. İnanıyorum değil zaten gerçek bu. Babam da böyle bi insandı işte. Dedikodu yaptığını galiba hiç görmedim. Birini kıskandığını da. Gösterişli olmaya çalıştığını da. İyi bi insan olmak yeterliydi onun için. Fazla paradan,gösterişten,başkasına zarar vermekten çok korkardı. Tabi paradan korkması bana biraz fakir mentalitesi aşılasa da olsun. Ama böyle biriyle aynı evde büyümek, hergün yaptığı şeylere şahit olmak, hergün onun düşünceleriyle yaşamak insanı biraz diğer insanlardan farklılaştırıyor. İyi özelliklerinin yanında kötü özellikler galiba daha baskın. Ben insanlara fazla değer verip onları dinlemenin, anlamanın çok önemli olduğunu düşünürüm. Psikolojiye de fazlasıyla ilgim var. Bunun babamla ilgisi olabilir. Biliçaltımda onu iyileştirmek çok önemlidir belki falan filan. Ama onu anlamaya başlayınca biraz şizofreni oluyor insan ister istemez. Tadımlık. Bunu şimdilerde annemle benim ne kadar gerçek hayattan uzak kalmış olduğumuzu fark etmemizle beraber anlıyoruz. Ama onun yanımda olmasını her şeye rağmen tercih ederdim. Onu çok özlüyorum. Bugünlerde bol bol rüyalarıma giriyor. Yok ölmedi. Uzun hikaye. Ayrıca son 10 yıldır falan fiziki olarak tek kavga ettiğim kişi o. Kavgadan sonra oturup hiçbir şey olmamış gibi çay içmeyi de özledim. Bu arada babam hayatta en çok hayran olduğum kişi ve en iyi arkadaşım bunu da söylemiş olayım.
Başka bir konuya geçmeden önce annemi de anlatmak isterim. Sürekli yan yana olduğumuz için şu an onun hakkında büyük özlem dolu duygularım yok maalesef. Yeri benim için en fazla olan kişi. Onsuz yapamayacağım tek kişi galiba. Yakında yollarımız ayrılabilir. Umarım baş edebilirim bu durumda. Tabi deprem falan yüzünden öle de bilirim o zaman bir sıkıntı olmaz. 7 8 yaşlarımda anneler gününde ona şiir yazmıştım okumadan kaldırmıştı galiba. Sonraki yıllarda da yine mi evin önünden gül kopardın diye dalga geçmişti ona verdiğim güller için. O yüzden birazcık farklı bir bağ oluştu aramızda. Erkek çocukları annelerine aşık olurlarmış küçükken. Galiba ben de öyleydim. Maalesef onun bu aşırı korumacı, sahiplenici ama bir yandan reddeden tutumları benim duygusal ilişkilerime de yansıdı. Keşke böyle olmasaydı ama olsun yapacak bir şey yok. Böyle dediğime bakmayın annem benim kahramanım. Ben üzülünce o daha çok üzülür. Ufak bir şey desem günlerce onu düşünür. Birbirimizi çok etkileriz. Ne kadar birbirimize kızsak da birbirimize çok benziyoruz. Hala ondan kopamadım galiba. Yıllardır hala o üzülür mü diye düşünüp, yaptığım çoğu şeyde büyük pişmanlıklar duyuyorum. Hayatta daha iyi bir yerde olmam gerektiğini düşünüp bunun üzüntüsünü yaşar, benim için problem olmasa da ben de hep bu yüzden üzülüp pişmanlık duyarım. Keşke daha farklı biri olsaydım. Hem benden bu kadar memnun olmayıp, karakterim onun 'erkek' tanımına uymadığı halde neden beni bu kadar düşünüp üzülüyor bilmiyorum. Galiba oğlu olduğum için. Annelik böyle bir şey galiba.
O öncelerden gördüğüm özel ilgi artık yok. Onların beklediği şeyleri yapamadım galiba. Bunun farkına vardığım için son senelerce fazlaca bir eforla onlardan biri olmaya, normal biri olmaya çabalıyorum. İşe yarıyor galiba. Önceden bu çocuk çok zeki veya çok iyi bi çocuk diye düşünebilirlerdi artık ikisi olduğumu da düşünmediğim için böyle oldu galiba. Tabi istediğim bir hayata kavuşamayacağım gibi gözüküyor bu beni de üzüyor. Ama hala iyiyim galiba. Daha yakın ilişkiler kurup düşüncelerimi paylaşmaya başladığım için iyi hissediyorum. Olduğum yere iyilik ve bi olay götürmeye çalışıyorum. Bu da oluyor gördüğüm kadarıyla. Ama bunu da ölçülü kullanmalıyım. Bu şekilde devam edersem vasat ve tekdüze bir hayat sürmekten korkuyorum. Kendi ufak da olsa amaçlarım ve fikirlerim üzerine bi hayat yaşamam gerektiğine karar verdim. O yüzden şu sıralar biraz uzağım beni kötü etkilediğini düşündüğüm kişilerden. Eskisi kadar fazla yalnızlık çekmediğim için de sürekli birileriyle beraber olma ihtiyacım eskisi kadar yok. Çok kötü biri olduğumu, o yüzden yalnız olduğumu düşünüp fazla bir mesaiyle nasıl iyi insan olunur sorusunun cevabını aramaya koyuldum bir süre önce. Görünürde iyi bir insanım ama bir şeyler eksik diyordum. Kibrimi azaltmak için çok çaba sarfettim. Bir şeyleri yapmaya imkanım olmadığı için yapmadığı aslında çok da iyi biri olmadığımı farkettim. İçimdeki şeytanla yüzleştim diyebilirim. Şimdi de baya güzel arkadaşlık ilişkilerim var. Galiba insan içinde pek olmadığım için yalnızmışım. İyi insan olma konusunda boşuna fazla mesai harcamışım. Olsun artık çok daha iyi bir insanım bu da çok önemli. Polyanna gibiyim hatta kötülükleri pek göremiyorum insanlardaki. Herkese değer verip anın tadını çıkarma ve herkesi dinleme konusunda master yapmaya yakınım galiba. Tabi bu da fazla yumuşaklık oluyor. İş dünyasında fazla zorlanıcam gibi duruyor eğer iyi bir planlama ve iyi bir çalışma yapmazsam. Veya mentalitemi iyi hazırlamazsam. İyi yanından bakalım ölürsem bunlara gerek kalmayacak.
Konu ben ve hayatım olunca bu tiklerden, sosyal sorunlardan, fobilerden bahsetmemek olmaz. Boğazlı ve fazla boynumu çevreleyen giysilerden nefret ederdim. Sürekli boynumu gererdim. Bunu nasıl tarif ederim bilmiyorum. İnternette vardır heralde. Sonra bunun yaşadığım stres ve gerginlikten olduğunu farkettim. En azından stresli anlarımda çok fazla yaptığımı. Burnumun akmasından ve bunu birinin görme düşüncesinden nefret ettiğim için bi ara işaret parmağımın üstüyle sürekli burnumu siler gibi yapardım. Sonradan tik haline dönüşmüştü bu. Galiba sonra geçti. Kaşlarım ergenlik zamanlarımda fazla gür ve koyulaşmaya başlamıştı. Hatta sınıfımdaki kızlar bakıp gülmüşlerdi bir ara. Anannem bile çok çirkin olmuşsun niye böyle oldu falan demişti. Daha önce hep ilgi gören ve dış görünüşü hep beğenilen biri için bu fazla ağırdı. Yani ben dış görünüşüme hiç dikkat etmez biriydim. Ama içten içe beni kötü etkiledi. Daha sonra bu 'bully' tarzı olaylar fazla olmaya başlayınca fazla içime kapandım. Kendimi aşırı çirkin hissediyordum. Dış dünyadan koptum galiba o sıra büyük acı çekiyordum. Yani ben buna bağlıyorum. Bu yüzden olmamış da olabilir. Annemin onlar sana yakışıyor tarzı kendince korumacı cümlelerinin ne kadar hatalı olduğunu yeni anlıyorum. Yani bir berbere gidip bunların icabına bakmak çok zor veya ölüm kalım meselesi olması gereken bir durum değil. Senelerce ızdırap çekmeye gerek yok. Fazla sıskaydım. Bunun için de spora gitmek pek zor bir şey değil. Seneleer sonra spora gidip beğendiğim bir fiziğe sahip olunca anlamıştım boşuna ızdırap çekip özgüven eksikliğimi yaşadığımı. Ama uzun zamandır yapmıyorum ve şu an sıskayım demek ki genetiğim böyle, kendimi sevmem gerekiyormuş. Kapalı ve sessiz alanlarda duramıyorum, hele yeni tanıştığım kızların evine gittiysem... Bu da fobi gibi birşey sanırım. Belli zamanlarda azalıp belli zamanlarda artıyor. Ama bu ortam sınıfsa ve sessiz bir ortamsa durmam imkansıza yakın. Ama çözeceğim umarum... Belki de hareketli ve sürekli aktif olduğum bir hayat istediğime dair bir ipucu da olabilir bu. Ama sessiz ve kapalı alanlarda elbet bir şeyler yapmam gerekiyor fobi olmadan evren bunu bana gösterseydi daha iyi olabilirdi. Gerek yoktu. Sosyal fobi mi emin değilim ama travmaya bağlı sosyal fobi olabilir. Çünkü bunun kaynağında sınıfta kendimce düşündüğüm bir rezil olma hikayem yatıyor. Olayları fazla büyüten biriyim galiba. Çok üzüleceğim bir olay karşıma çıkınca dünyam yıkılıyor sanki. Hayat bitmiş gibi geliyor. Biraz üzülüp onu atlatma fikri beynimde yok. Bunun sebebi ne bilmiyorum. Anında böyle olayları travmaya, fobiye dönüştürüp hayatımı zehir etme gibi bir özelliğim var.
Bazı utanacağım şeyleri anlatmadım. Anlatsam rahatlarım ve çok da büyük şeyler olmadığını görürüm ama ne bileyim. Senelerce tanıdığım insanlara bile kendimi çok geç açarım. Aileme bile söylemem çoğu şeyi. Bu beni baya kötü etkiliyor. Annemle böyle şeyleri konuşmama sebebim de yine bir manyaklık. Okuldan gelince beni dinlemedi bikaç kere dizi izlediği için beni susturmuştu. O yüzden senelerce anneme ne okulu ne de özel hayatımı anlattım. Artık istesem de çok açılamıyorum. Böyle bir aptalım galiba. Bazı ufak şeyler yüzünden büyük kinler besleyip kendimce insanları cezalandırıyorum. Kimseye bir şey anlatmayınca da insanlar senin hakkında bazı fikirlere sahip oluyorlar. Ve o fikirler de hoşuna gitmiyor falan filan. Yeni yeni kendimi açtığım insanlar baya baya beni çok seviyorlar ne kadar çok farklı bir tarzım olsa da. Ama işte kendimi açmak zor herkese.
Dün gece yine illegal takılan arkadaşımın çağırmasıyla gece yürüyüşe çıkıp yazmayı kestim. Bu yürüyüşler, gece çıkmalar çoğaldı. Kötü hissediyorum bu yüzden biraz. Ölüm korkusu demişken... Ölüm korkusunu en net geçen hafta yaşadım galiba. O zamandan beri daha farklı düşünüyorum. Hayata bakışım daha farklı. Hayatımın, hayatımdaki insanların değerini anladım. Yine arkadaş zorlamasıyla ilk veya ikinci veya bir madde kullanmıştım. Kullanmayacağım dememe rağmen ısrar sonucu kullandım. Hiç uyumadım. Ertesi gün çok kötüydü. Sinirliydim ve anneme kötü davrandım. Sırf bu yüzden bile tekrar olmayacağını biliyordum. İçim elvermez, kendime yakıştıramazdım bu durumu. Akşama doğru çok kötü hissetmeye başladım. Yoksunluk gibi birşeydi. Yürüdüm, uzun uzun. Gözüm karardı gibi oldu. Korktum. Çok korktum. Olmayan dini inancıma rağmen belki bir faydası olur diye dua ettim. Galiba gidiyorum dedim. Bu kadarmış. Çok garip bir durumdu. Hepimiz özel olduğumuza, hayatta bi yerimiz olduğuna inanırız. Ölümü düşünmeyiz. Düşünmek kötü hissettirir. Ama oluyordu işte bitiyordu. Düşündüğüm, hayal ettiğim hiçbir şeyi yapamadan ölüyordum. Hastanenin etrafında dolaşmaya başladım. Gidip söyleyecektim. Beni kurtarın diyecektim. Sonra arkadaşım geldi. Bekle dedi geçer dedi. Geçmese de konuşmak iyi geldi. O gün nasıl bitti bilmiyordum. Ertesi gün anneme bol bol sarıldım. Bir daha olmayacağı sözünü kendime verdim. Benim böyle şeyler için değil kendi geleceğim için uğraşmam lazımdı. Böyle giderse onlardan biri olup kötü ve alt seviye bir hayat sürecektim. Bunun olmasını hiç istemem.
Geçen gün film izledik annemle. Uzun süre sonra beraber yaptığımız bi aktiviteydi. Ne kadar evde daha çok vakit geçirsem de aileme ve yanımdakilere çok vakit ayırmıyorum. Çok sevmiyorum. Zaten bu günlerde harıl harıl ekonomi üzerine okumalar yapıp ders çalışıyorum kpss için. Akrabalarımla, eve gelen misafirlerle beraber oturup zaman geçirmeyi pek sevmem. Dedim ya hepsi bana göre alt düzey ve erdemden uzak hayat yaşıyorlar. Bu düşüncelerin benim karakterimle mi alakalı olduğunu yoksa okudum kitap vb şeyler yüzünden mi oluştuğunu bilmiyorum. Ama öyle düşünüyorum işte. Yalnız kalınca hepsini çok arayacağımı ve pişman olacağımı bilsem de ben buyum. Yalnız kalmaya mecburum diyelim. En azından bu çevre içinde. Daha iyi ve iyi mentaliteye sahip insanlarla vakit geçirmek isterim. Bunlar da kirli düşüncelerimden birkaçı. O insanlara iğrenç yaşam tarzınız ve alışkanlıklarınız yüzünden sizinle vakit geçirmeyi sevmiyorum, geçirirken de rol yapıyorum o yüzden sürekli beni arıyorsunuz desem heralde çevremde kimse kalmazdı. Neyse izlediğim film Çanakkale'de geçiyordu. Boğazın kenarında bir ilçeydi sanırım. Hayallerimdeki gibi biryerdi. Orada yaşamak istediğimi düşündüm. 8. sınıfta gittiğimiz okul gezisinde de oralara gitmiştik. Hayatımdaki en güzel anılardan biri. Deniz olan yerlerdeyken gerçekten yaşadığımı hissediyorum. Burada ise kapana kısılmış gibiyim. Sadece vakit öldürüyorum. Umarım kpssyle veya başka bir şekilde oralarda yaşayabilirim. Saygın bir meslekte olmasam çok acı çekeceğim. Hele bir şekilde böyle kötü işlerde çalışacaksam. İnsan ilişkilerinde çok zayıf ve yumuşağım. Ezileceğimi ve kötü şeyler yaşayacağımı biliyorum. Bu kadar fobi ve sosyal anksiyeteyle beraber hele...O yüzden bir gazla kpss çalışmaya başladım. Ekonomi konusunda da kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Umarım bu yaptığım şeyler gerçekten beni başarıya, istediğim yere götürür. Tabi daha öncesinde ölmezsem. Gerçekten ölebilirim. Bunu biliyorum. Bu çok garip bir his. Her an ölecekmiş gibi yaşama fikri pek de göründüğü kadar güzel değilmiş. Öleceğim ve varlığım bitecek. İstediğim, düşündüğüm hiçbir şeyi yapamadan. Bir asalak gibi. Hiçbir iz bırakamadan. Bu satırları da en azından bir şeyler yazmış olmak için, bıraktım düşüncesinin rahatlığına erişmek için yazıyorum. En azından onurlu yaşadım. Gerçekten. Haksızlıklara boyun eğmemeye çalıştım yapabildiğim kadar. Korkak biri olsam da doğruları söylemeye çalıştım. Pek yalan söylemedim. Kurnazlık yapmadım. Yeteneklerimi kötü şeylere harcamadım. Heba etmiş olabilirim ama onun zararı da kendime oldu başkalarına değil. Belki annem biraz üzülmüştür. Ama ben her zaman istediğim şeyi yaptım. Yapabildiğim kadar.
Tabi olumsuz özelliklerin olumlu bazı tarafları da oluyor. Benim her ne kadar işime yaramasa da. Aykırı olmamayı, daha normal bir hayat sürmeyi çok isterdim. Çalışkan, düzenli bir insan olsaydım şu an çok başka bir yerdeydim. Çok daha faydalı bir insandım her şeye karşı. Kendimi fiziksel görüntüm yüzünden fazlasıyla çirkin bulduğum ergenlik yıllarında aşık olmuştum. Böyle sorunlar, içten içe çok boşlukta ve yalnız hissetme de bu tarz mucizelere karşı insanı daha elverişli hale getiriyor. Sırf güzel bir kız ben kendimi o kadar çirkin hissederken birkaç kere bana baktı diye aşık oldum bildiğin. İki gün görüp adını bilmediğim kızın yıllarca acısını çektim. Çok garipti. Bugünlerde bile böyle hissediyorum aslında. Bu kadar çirkin birinden bir kadın nasıl hoslanır, niye hoşlanır sorularının cevaplarını bulamıyorum. Böyle insanlardan da hızla uzaklaşıyorum. Korkuyorum. Benim rol yapmam, görünüşümü düzeltmem lazım ki benden hoşlanılsın. O fiziksel etkilenme yaşayabilsin karşı taraf. Bu sıska bedende, birsürü sorunla beraber yaşayan birinden bir kadın niye hoşlansın? Karakterim için veya başka bişey içinse çok önemsemiyorum. Çünkü her an depresyona girip yıllarca hayattan kopabilecek biriyim ve zayıf zamanlarımı kimseye göstermek istemem. Beni başka biri yapacak kadar değiştirebilecek birini bulursam bu durum değişebilir tabi. Anca o zaman ciddiye alıyorum. Veya çok iyi anlaştığım. Benim fikirlerimi dinleyecek biri değil de kendi fikirlerini de söyleyebilecek biri. Bunlar çok zor tabi. Aşk ve varoluş dışındaki konulara olan ilgim çok fazla değil. Varoluşun içinde psikoloji, felsefe vs. de var. İlkokulda galiba Evliya Çelebi kitaplarıyla Ömer Seyfettin kitapları okurdum. Gerçek hayatın o kafalarda olduğunu düşündüm hep. Basit hırslardan saçma şeylerden hep uzak durdum o yüzden. Hayatı bu şekilde yaşayamazsınız. En azından benim içimde hep bir boşluk oluyor o şekilde yaşamayınca. Son zamanlarda hayatı yaşama konusunda baya bi yol katettiğimi hissediyorum. Ama yine de içimdeki boşluk büyüdükçe büyüyor. İyi insan ilişkileri, yapılan roller falan filan bir şekilde o istediğim ilişkileri yaşayamam içimdeki boşluğun kapanmasını engelliyor. Fikirlerimi tartışabileceğim, büyük düşünen veya zeki olduğunu düşündüğüm pek insan tanımıyorum. Uyum sağlama üzerine ilerliyor bütün arkadaşlık ilişkilerim. Ve diğerleri tabiki. Keşke daha çok insan sevebilsem. Denesem de pek olmuyor. Sözde seviyorum ama işte madem seviyorum niye içimdeki boşluk kapanmıyor diye düşünüyorum. Hep iyi ilişkiler kurmanın eksikliğini çektim. Şimdi kursam da bu çevredekiler beni daha da geriye götürüyor. Kendi işime bakıp geleceğimi planlamak en iyisi.
Liseyi son sınıfta bıraktım. Açıktan bitirdim liseyi. Sınıf fobim o zamanlar başladı. Sınav kaygısı ve fobi falan filan derken baya baya depresyona girdiğim değişik bir dönemdi. Çevremdekiler çok endişelense de delireceğimden korksa da benim için geçirilmesi gereken bir dönemdi sadece. Aksine faydalı da olabilirdi. Malesef çevremdeki mentalite beni ancak daha kötü yaptı. İnsanların insan psikolojiden bu kadar bihaber olması, korkularıyla bütün hayatlarını geçirmesi bana her zaman garip geldi. Sonuçta böyle garip bir insan oldum. Aslında insanlarla beraberken hiç öyle hissetmiyorum baya baya normal hatta üst düzey bir karakterim varmış gibi geliyor. Ama bu normal olmama, garip biri olma durumu ailem ve yakın çevremdekiler tarafından bana işlenmiş. En derinlerime kadar. Yine de şikayet edemem. Onlara göre farklıyım sonuçta. Farklı şeyler yapıyorum. Yeni yeni yaptığım şeylerin faydalı ve güzel şeyler olduğuna inandırsam da geç oldu biraz. Keşke özgüveni çok yüksek biri olarak yetiştirilseydim. Eminim çok büyük şeyler yapıp çok güzel bir hayatım olurdu. Üniversiteye giderken kaçarak gittim buradan. Üniversite sınavında soruları bile göremeden ne yaptığımı bile bilmeden bişeyler yaptığım halde fena bir puan almadım. Hiç istemediğim hatta bilmediğim bir bölüme gittim. O zamanlar puan düşünecek halim yoktu. Kurtulmak benim için yeterliydi. Önceden lisede kimseyle konuşmadığım bir dönem vardı. İki sene falan hatta. Sadece bir yakın arkadaşım vardı. Onunla bol bol depresyona girip iğrenç depresif düşüncelerimizi birbirimize söylerdik. Daha sonra bol bol kitaplar okuyup rol üzerine iyi çalışarak daha aktif bir karakter olabildim. Sonra sınav zamanı o da patladı. Üniversiteye gidişim de öyle olmuştu. Yüksek motivasyon, çekici bir dış görünüş ve laf yapan bir çene. Çevremdekiler bana fazla girişken olduğumu söylerlerdi. Bu hoşuma giderdi. Kısa zamanda kızlarda ve çevremdeki insanlarla güzel bir uyum yakaladım. Sonraları sağolsun sınıf fobim ve insanlarla olan anlaşamama halim yüzünden yine bir çöküş yaşadım. Yine dışlandığımı hissettim. O oluşturduğum karakter yine yıkılmıştı. O durumdan beni aşık olmak kurtardı. Sonra üniversiteyi bırakıp tekrar sınava çalışmaya başlasam da o aşk yüzünden üniversiteye geri döndüm. Aslında kötü olmuş da olabilir. Çünkü hiç istemediğim bir bölümü uzun senelerde ve gerçekten acı çekerek antidepresanlarla beraber bitirdim. Bu arada antidepresan geçmişim baya kabarık. Şimdi saçma ve gereksiz gözükse de hayat kurtarıcıydı bir zamanlar. Yine hayattan kopuk bir şekilde aşık olduğum insanla çok güzel seneler geçirdim. Sonra onun da gitmesiyle büyük bir enkazın altında tek başıma kaldım. Berbat bir haldeydim. Rezil bir halde. Delirmeye en fazla yaklaştığım zamanlardı. Aslında delirmek değil baya yıkılmıştım ve ne yapacağımı bilemez heralde aklıma gelen her şeyi yapıyordum. Duygusal olarak baya dengesiz bir haldeydim. Okul hayatım berbattı. Sosyal olarak sıfırdım. Ve koca şehirde hiç arkadaşım kalmamıştı. Senelerce kimseyi arayıp sormamıştım. O kadar sorunla beraber hayatta yapayalnız kalmak çok zordu. Okula gidemiyordum, minimum iki yıl uzayacağı kesindi okulun. Ki bütün dersleri sorunsuz geçersem o da. Derse bile gidemezken o nasıl olacaktı? Bir haftada falan 10 kilo verdiğimi hatırlıyorum. Zaten bir sıska insan olduğum için iyice gerçek anlamda çirkin bir yaratığa dönüşmüştüm. Ve aşk acısı çekiyordum. Hepsiyle baş etmek gerçekten çok zordu. Şimdi düşününce çok az şey hatırlıyorum o zamanlara dair. Demekki baya baya silmişim hepsini. Unutmak zorundaydım.
Ertesi sene bir şeyleri değiştirmem gerektiğini biliyordum. Sen orda yapamazsın sana göre değil dedikleri devletin yurduna yerleştim. İnsanlar neden bilmiyorum beni aşırı rahatı seven, zorluktan kaçan biri olarak görüyorlar. Daha rafine zevklerim olduğu ve genelde ufak hayat sorunları hakkında pek konuşmayı sevmediğim için böyle oluyor. Oysa benim için olanlar çok netti. Ekonomik durumumuz da baya çökmüştü bu arada birkaç gelişme yüzünden. Baya baya aile de bölünüyor gibiydi. Okulu bırakmayı düşünsem de bırakmadım. Param da yoktu devlet yurdu idealdi ve yerleştim. İlk başlarda zaten depresyonda bir şekilde oraya gittiğim için baya zorlandım. Pek konuşmak istemiyordum odadakilerle. Onlar ısrarla onlara katılmam, konuşmam için bir şeyler yapıyorlardı. İlk girdiğim ortamlarda nedense beni daha ağır, daha erkeksi biri olarak görüyorlar. Kızlar konusunda iyi, eğlenceli biri falan.Ben de o şekilde davranıyorum. Sonra patlıyor tabi daha içime kapanık biri olduğum bir şekilde anlaşılıyor. Daha hassas, duygusal sadece güvenli bi ortam bulunca kendimi açabildiğimi o eğlenceli yanımı gösterebildiğimi anlayabilirlerse işler daha iyi gidiyor. İyi niyetli biri olduğumu en azından. Büyük şanstı odadaki kişilerin gerçekten çok iyi insanlar olması. Hala o günleri çok özlüyorum. Birbirimize alıştıktan sonra aile gibi olmuştuk. Gerçekten aile gibiydik. Bozuk paralarımızı biriktirdikten sonra gece acıktığımız için kantinden birşeyler alıp sandviç tarzı şeyler yapar yerdik. 'İstediği kadar güzel, lüks biyerde yemek yiyeyim bu paraları biriktirip yediğimiz yemek benim için en güzeli.' tarzı bir şey demişti arkadaşım odadaki. Bu dünyada duyduğum en güzel ve anlamlı cümlelerden biri benim için hala. Düşündükçe tüylerim diken diken olur. Hayat gerçekten ordaydı. Orada hayatı yaşıyordum. Hayatımın en güzel zamanlarından biriydi o zamanlar. Bana neden böyle farklı gözlerle baktıklarını, daha üst düzey şeyler, fikirler beklediklerini anlamıyorum. Ben böyle şeylerden zevk alıyorum. Gerçek samimiyetin olduğu yerlerden. Neresi olursa olsun. Bunun parayla yaşam şekliyle alakası yok. Buradakilerin de ekonomik durumları pek parlak değil ama o hissi pek alamıyorum. Ama yine de seviyorum onları da eğleniyorum en azından. Az da olsa hayatı yaşayabiliyorum. Ekonomik durumu çevreyi çok dilime dolamış olmamın sebebi bunların yeni yeni farkına varmam. Ben kendimi, çevremi hiç öyle değerlendirmemiştim. Düşünmezdim bile bunları. Ama insanların içine daha fazla karıştıkça bunların farkına vardım. Ve bu şekilde hayatımı geçirmek istemediğimi anladım. Bir kız bana köy peyniri gibisin demişti hiç unutamıyorum. Öyle ortamlarda köy peyniri oluyorum burada da okumuş adam oluyorum. İkisini de istemiyorum. Bunlarla değerlendirilmek saçma. Almancılar gibiyim amına koyyim her yerde ötekiyim.
Kendime fazla önem veriyor olabilirim. Belki de ben de kendimden büyük şeyler bekliyorumdur. Önemsiz,vasıfsız biriyimdir. Ki gerçekten olabilirim. Neden kendime ve hayatıma bu kadar fazla önem verip bunları yazma ihtiyacı duyuyorum bilmiyorum. Ama iyi geliyor. Önemli olduğumu düşünüyorum. Ki herkes düşünür. Benimki biraz fazla galiba. Bütün düşüncelerden, bütün sorunlarımdan kurtulup sadece hayatı yaşamak düzgün bi şekilde devam etmek istiyorum. O zaman da bunları yazmazdım işte. Düşünerek cevabı bulunacak şeyler değil. Eğer ölürsem küçükken kendisine çok fazla özel insan muamelesi yapıldığı için hala öyle olduğunu sanıp dünyaya bir şeyler bırakma çabasında olan bir salak olarak anılmak isterim. Bu galiba doğru tabir olur benim için. Bu kadar bile yazabildiğim için ölüme hazırım galiba. Bir sürü kitaplarım yok, bıraktığım düşünceler yok, beni tanıyan bir sürü insan yok, herhangi bir iz de bırakamadım. Bunları yapabilecek bir çocuğum da yok. Ama fikirlerimin yeteri kadar önemli ve zekice olmasını ve bir akım yaratmasını çok isterdim. Veya başka bir şekilde bişeyler işte. Talk show yapmak gibi de bir hayalim vardı. Veya bir radyo programı. En azından kendime ait bir şeyler yapabileceğim hayaller. Ama olmadı işte. Ki olmayacak da. Olduğunuz duruma ve çevreye göre hayal kurma olayını yeni öğreniyorum. Çok ekstra bir özelliğim olmadığı için daha realist hayaller kurmalıyım. Ama ölürsem bunlara da gerek kalmayacak. Sevindirici haber.
Yaşadığım şeyleri drama çevirmiyorum. Herkesin başına benzer şeyler geldiğini ve gelebileceğini biliyorum. Defalarca delirmemi beklemelerinin de anlamsız olduğunu biliyorum. Normal şeyler. Ama onun etkisiyle işte çok güçlü döndü falan filan tarzı bir olay da olmayacak. Hırs da yapmıyorum pek fazla yaşadığım kötü şeyler yüzünden. Olayın perde arkası çok saçma geliyor. Aslında saçma da olsa bir şeylere inanabilmek çok isterdim. Motive olurdum. Hırs yapardım. Bugünlerde böyle giderse bok gibi bir hayat yaşayacağımı bildiğim için az da olsa motive oldum galiba. Bu tamamen bana ters bir şey olur çünkü. Hayata bir iz bırakabilmek için daha yüksekleri hedefleyip psikolojimi daha sağlam tutmam lazım. Hem bok gibi bir hayat hem de üstüne ezildiğim bir iş hayatı benim sonum olabilir. Belki çok daha iyi olur ama korkuyorum işte. İstemiyorum. İsteyince istediğim şeyleri yapabilirim. Yeterince istemeyi bekliyorum sadece. Galiba bunu istiyorum ve kısa süredir de olsa baya abandım derslere ve araştırmalara. Bu iyi bir şey. O kötü günlerden geri dönebilmemi sağlayan en önemli şey dinden uzaklaşmak ve dinsiz bir insan olmaktı. Dindar bir şekilde delirip iğrenç bir durumda olabilirdim şu an. Hayatımı ve psikolojimi düzeltti diyebilirim bu olay. Şizofreni dünyasında yaşayıp sürekli kendini kandıran güçsüz biriydim. Şimdi en azından sadece güçsüz biriyim.
Kitaplar beni çoğu zaman kurtardı. Aslında okumak yerine gerçek hayata adapte olmaya çalışsam şu an çok daha güçlü ve mutlu biri olabilirdim ama ne bileyim. Üniversite sınavı öncesi kötü olduğum zamanlarda kitap okuyup bütün esnafı dolaşmıştım. Kitapta öyle bir görev vardı çünkü. Aşırı içine kapanık biriydim. Bu şekilde aşmaya çalışmıştım. Ki şu an esnafla veya o tarz yerlere gittiğimde mutlaka sahibiyle veya çalışanlarla iyi bir sohbet ederim. Yani her zaman değil ama baya rahatım o konuda. Bana insan olmayı öğretti, birsürü kabiliyetim var bu sayede. Daha ince ve kültürlü bir insan olduğumu düşünüyorum. Ama gerçek hayatta, alt tabakada özellikle birsürü evrimleşememiş hayvanlar olduğu için bu olay beni çok kötü etkiledi ve etkiliyor hala. Onlarla nasıl iletişim kuracağımı pek bilemiyorum. Bu özelliğimi düzeltmem gerekiyor eğer yakın zamanda ölmezsem. Okudukça aslında insan olmayı ve birsürü insanın aslında insan olmadığını öğreniyorsunuz. Bu garip bir karamsarlık gibi birşey veriyor insana. Yani insan olmak bu kadar kolayken niye bu kadar hayvan var anlayamıyorsunuz. Neden insanlar duygularını ifade edemezler niye kibar olamazlar falan filan. Yine de baya iyi sayılırım böyle insanlarla da iletişim konusunda. İyi de anlaşabiliyorum. Ama rol yaptığım ve uyum sağladığım için bunun sürekliliği olmuyor. Yani hergün böyle biriyle vakit geçiremem. Veya aynı işyerinde çalışıyorsam yavaş yavaş kendi karakterim ortaya çıktığı için kötüleşiyor durum. Yani kısa süreli sohbetlerde daha iyi ve enerjiğim tanımadığım insanlarla veya böyle hayvan olanlarla. Birini gerçekten sevdiğimi ve yanındayken rol yapmadığımı onunla sürekli ve hergün vakit geçirebilir miyim diye kendime sorduğumda anlıyorum. Güzel bir feedback mekanizması.
Bu yazıyı yazarken olabildiğince konuşmak isteyip şeylerin üzerine gitmeden olabildiğince düzgün ve doğru şekilde hayatımı ve düşüncelerimi anlatmaya çalıştım. Büyük fikirlerimi anlatmasam da. Kendimde düzeltmek istediğim ve ulaşmak istediğim seviye iyi bir psikolojiyle yaşayıp istediği şeyleri yapabilen, daha sağlıklı kararlar verebilen bir insan yaratmak. Büyük düşünürsek bunu halka uyarlamak isterdim. Gerçekten alt seviye insanların çoğunun psikolojisi bozuk. Korkularla yaşıyorlar. Ve bunların farkında değiller. Kendilerine değer vermiyorlar. Yalanlarla yaşıyorlar. Böyle bir ortamda da onları etkilemek, yalanlar söylemek, büyük yalan hayallerle avutmak kolay oluyor. Ve ülkemizdeki siyaset de bu şekilde daha çirkin bir hal alıyor. Koskoca psikolojisi bozuk bir ülkede yaşıyorsun. Gerçi bu çoğu ülke için geçerli. Ülkedeki herkes için de geçerli değil aslında ama yine de kötü bir durum. Ben alt tabakaya üzülüyorum. Gerçek hayatın orda olduğunu düşünüyorum ve onların bu halde beni üzüyor. Hiçbir vasıfları yok. Ülkenin başındakiler için hiçbir değerleri yok. Bu üzücü bir durum. Çoğu kişi nasıl yaşaması gerektiğini, dünyanın nasıl bir yer olduğunu bilmiyor. İnsan psikolojisinden bihaber. İnsan olmayı bilmiyor. Para için yaşayıp, çalışıp ölüyor. Parayı nasıl kullanması gerektiğini, paranın ne olduğunu bile bilmiyor. Korkularıyla yaşıyorlar sadece. Gerçekten her anlamdan çok sağlıksız yaşamlar. Ve bunları düzeltmek için ufak ufak değişimlerden ziyade gerçekten bunların farkına varılması gerekiyor. Eğitim sisteminden başlaması gerekiyor. Tabi bunlar büyük değişimler ve hiçbir ülke başkanı kontrolünün zor olduğu bir alt kitle istemez. Bir Finlandiya,İsveç değilsen. Ahh güzel Atatürk...
Hayatın anlamını pek çözemedim. Birinin çözdüğünü de düşünmüyorum. Sadece daha yakın ve iyi ilişkiler kurunca hayat daha yaşanılası ve güzel bir yer oluyor bunu biliyorum. En azından bu varoluş sorularını pek düşünmüyorsun veya umursamıyorsun. Beeenn Deniz Çelik. Deprem olacak korkusuyla ölüm korkusunu iliklerine kadar hissedecek kadar tırsak ve geriye bir şeyler bırakma umuduyla buraya hayatını yazacak kadar çaresiz adam. Biraz fazla ve ani gaza gelme özelliğini de ekleyebiliriz buna. Son zamanlarda çok fazla ölüme yaklaştığımı hissettim. En azından mutlu olduğum günler biraz daha fazla olsaydı keşke. Çok fazla pişmanlığım yok aslında. Olması gereken her şey oldu. Bu şartlarla böyle yaşadım. Elimden daha fazlası gelmezdi. İstediğim şeyleri yapmaya çalıştım. Kimsenin benden yapmamı istediği şeyi yapmadım. Sürekli kendimde bir sorun aradım. Hep bir şeyleri düzeltmeye çalıştım. Mükemmel olmaya çalıştım. Hep kendimi suçladım. Çoğu şeyde pişmanlık duydum. Pek insan içine karışmadım. Hayatı yaşayamadığımı düşündüğüm için son senelerce biraz çılgınlıklar,anılar ve insanlar biriktirdim. Nefret ettiğim kimse yok galiba. Kırgın olduklarım var. Bolca özgüven eksiğim var. Yaşadığım travmalar yüzünden beni sosyal olarak eksilten şeyler var. Hayallerimdeki kadını bulamadım. Belki öyle birini aradığım için kötü gitti aşk hayatım. Güzel şeyler yaşadım. Kötü şeyler de yaşadım. Mükemmelin hatalı olduğunu anladım. Hatalı olmak mükemmelmiş. Bunu da dün kimsenin izlemediği youtube kanalına gitarlı şarkı söylediğim video atarken anladım. İlk denememde amatördüm baya. Sonra şarkıya alıştım diksiyonumu düzelttim falan. Ama sonra izlediğimde ne kadar kötü gözüktüğünü gördüm. İlk çektiğim çok hoştu. Çünkü hatalar vardı ve amatördü. Hayatım boyunca bişeyler düzeltmeye, mükemmel olmaya çalışarak ne çok vakit kaybettiğimi anladım. Bunun da ailemden kalma bi özellik olduğunu bildiğim için kendimi veya onları suçlamıyorum. Herkesin başına gelebilecek olan normal olaylar ve travmalar. Hepimizde olduğu gibi. Küçükken berberlerin çok can yakacak bu çocuk cümlelerini gerçeğe dönüştüremedim. Bikaç kız dışında çok fazla bir kadınlarla ilgili geçmişim veya olduğum ortam yok. Bu konuda kendimi çok zorlamamın hata olduğunu gördüm. Zaten iyi olan birşeyi hep daha iyi yapmaya çalışarak hep kötüye doğru gittiğimi anladım. Bazı güzel fikirlerimi çevremdeki insanlara aşılayabildim. Korkularından arınabildiler bence. Yanımdaki insanları her zaman daha iyi ve zeki yapmaya, daha cesur yapmaya uğraştım. Başarılı olduğumu düşünüyorum. Son zamanlarda beni fazla aradıkları ve sürekli görüşmek istedikleri için ne yapacağımı bilemedim. Herkese yetemediğim için üzülüyorum. Ben soğuk veya umursamaz biri değilim sadece enerjimi ve beynimi biraz dengeli kullanmam lazım ve sosyal konularda çok fazla aktif olamıyorum sürekli iyi enerji veremiyorum. Üzgünken insanlardan uzak durmayı seçtim. Zayıf halimi kimseye göstermek istemedim. En zayıf halimde başka çarem olmadığı için herkese kendimi açtım. Çoğu benden uzaklaştı, içlerinden 'yazık' dediklerini duyabiliyordum. Kötü gözle baktılar. Ben kimseye bu gözle bakmazdım. Bana çok garip geldi. Ama yanımda olan insanlar oldu ve onların değerini anladım. Beni kendime getiren ve kendi içimde yolculuğa çıkaran olay aşık olduğum kadının beni terketmesi ve üstüne sürekli acı çektirmeye çalışması oldu. Hayatımın dönüm noktası oydu. Çok kötü şeyler yaptığımı anladım ama hiçbir zaman kötü niyetli değildim o yüzden yaşadıklarımın fazla olduğunu düşündüm. Yine de yaşadıklarım ve sonrası sayesinde çok değiştim. Daha iyi biri oldum. Gerçekten iyi biri. Çok sorguladım. Fazla sorgulamanın yanlış olduğunu gördüm. 'Thinker' dedikleri karakter grubundanım galiba. Biraz duygularımı dinlersem onların zaten hissettiğim şeyleri ve yapmam gereken şeyleri söylediklerini yeni anlıyorum. Bu ayrılıktan sonra dünyam karardığı halde acaba seviyor muyum şurda şöyle yaptım burda böyle yaptım diye düşünecek kadar duygulardan bihaber biriydim. Duygularımı dinlediğimde deli gibi aşık olduğumu söylüyor. İlerde olacak olanlar, bana uyumlu olup olmaması teferruat. Bu acıyla baş etmeyi öğrendim. Az da olsa. Büyük bir darbeydi benim ve karakterim için. Asıl sorunun bende olduğunu anladım, sevgi eksikliği yaşadığımı ve yalnızlıktan korktuğumu anladım. Yalnız başıma bir şey yapamadığımı anladım. Birsürü özelliğimi geliştirdim. Yapamadığım şeyleri yaptım. Yalnız başıma festivale gidip kamp yaptım. Bunlar benim 500 yıl da geçse yapamayacağım şeylerdi. Anın tadını çıkarmayı ve eğlenmeyi öğrendim. Bunlar bana çok ters şeylerdi. Hala bir çok eksiğim var ama kurcalamaya gerek yok. Artık Çanakkale'de deniz kenarında bir yerde yaşayıp orada çalışmak istiyorum. Zor olsa da orası bana hep iyi gelmiştir. Adım yüzümden mi bilmiyorum deniz olan yerlerde çok huzurluyum. Ölüm korkusunun çok garip bir his olduğunu öğrendim. Hepimiz her an ölebiliriz. Bunu canlı canlı hissetmek bununla karşı karşıya gelmek çok korku verici bir durummuş. Yine de bu durumla da barışabilirim yavaş yavaş. O kadar fazla değer vermiyorum kendime. Söylemek istediğim şeyleri yazdım. Bu bana yeter. Çok daha büyük hayallerim ve yapmak istediğim şeyler olsa da bu kadarıyla yetinebilirim. Alt tabakada yaşıyorsan bununla bile yetinmen lazım.
Yorumlar
Yorum Gönder