fotoğraflı anılar

 

  Öncelikle merhaba. Bugün bazı fotoğraflarımın anılarını, hikayelerini anlatacağım. İçimden geldi. Çok karanlık ve kimsesiz olduğunu düşünüyorum anılarımın ve geçmişimin. Çok karanlık ve depresif bir ergenlik yaşadım. Bir hevesle her şey düzelecek diyerek gittiğim üniversitede biraz mutlu olduktan sonra çok daha sert ve yeni değişimler yaşamanın şart olduğu, psikoloji bozuk halde uzun zamanlar geçirdim. Yani aşağı yukarı 10 yıldır mutsuzluktan ve umutsuzluktan kurtulmaya çalışıyorum. Arada mutlu oluyorum tabi. Çevreme göre öyle olmasa da bir şekilde çoğunlukla mutsuzum. Uzun süredir çok mutlu,umutlu ve aktif bir hayatım olsa da yavaştan tekrar zorlanmaya başlıyorum. Yeni hayat kurmak, ayaklarımın üstünde durmak zor geliyor. Normal biri için bile yeterince zorken böyle olayların üstüne bunları yapmak zorunda olmak görece olarak daha zor. Tabi bunlar bahane değil elimden geleni yapıyorum. 


Kendimi böyle hissediyorum. 


Bu fotoğraf öylesine seçtiğim 5-10 foto arasından en eskisi. Yaklaşık bir buçuk senelik depresyon sonrasında girdiğim ve bir yere gidebileceğim belli olan sınavdan hemen sonraları. Görece olarak biraz daha mutluyum. Hatta baya rahatlamış haldeyim. Yaklaşık olarak hayatımın 5/4ü cılız olarak geçmişti. Burada kilo da almıştım. Görenler şaşırmıştı hatta. Yani görsel olarak da güzel bir haldeyim. Yengemin ailesinin memleketine gitmiştik. Piknik tarzı bir şey yapmıştık. Yani üniversite okuduğum şehre. 


Burada da üniversitedeyim. İlk ay falan. Yurtta kalıyordum özel bir yurtta. Saçlarım çok güzeldi o ara. Keske bir sürü fotoğrafım olsaydı o şekilde. Ama bir iki tane var sadece. Kızlarla bol bol buluşurdum. Hayatım boyunca o özgüvene sahip olduğum nadir zamanlardı. Ve beni beğendiklerini, etkilendiklerini hissetmem çok hoşuma giderdi. Sırf beğenilmek için bile her şeyi yapabilirdim. Bu bir takıntı gibi benim için. Fiziksel olarak dikkat çekip beğenilmiyorsam kadınlardan hatta bütün hayattan uzak kalmaya meyilliyim. Aşık olduğum kızla da yaklaşık olarak bu tipte tanışmıştım. Saçlarımı ve yüzümü çok severdi. Yurda geldiğim gibi yemeklerden ve stresten 10 kiloya yakın verip yine cılızlaşmıştım ama mevsimin kış olması ve bol gömlekler giymem sayesinde pek çirkin gözükmezdim. 


Sonra okulu dondurup memlekete döndüm. Aşık olduğum için geri dönmüştüm ama evim yoktu. Memleketteki bir abinin kardeşinin yanına çıkmıştım. Benden yaşça baya büyüktü. Manzarası çok güzeldi. Kirası ucuzdu. Eski bir çekyatta yatardım. Kışın sadece elektrikli battaniyem vardı. Okula gidemediğim için gitmezdim de. O imkanlarla aşık olduğum insanla beraber galiba hayatımın en güzel günlerini geçirdim. İlk defa kışı seviyordum. Yani bu karanlık ve içine kapanık, kötü bir geçmişe sahip bir insan ilk defa normal ve mutlu biri gibi hissediyordu. Ve galiba rol yapıyordum. İçimdeki yumuşak ve iyi insan yerine daha erkeksi ve kendim gibi hissediyordum. Aşktan da olabilir emin değilim. Bir daha öyle şeyler yaşayamazsam üzülürüm baya ama. 


Bu benim güzel kedim. Öldü malesef. Yapayalnız hissedip o kötü kafalara girdiğim zamanlarda tek arkadaşımdı. Dışarda böyle bakınca çok acınası görünüyor durum. Ama o kadar değil galiba bilmiyorum. Bu eve taşınmıştım. Tek kalıyordum. Tek kalmak ilk başlarda güzel olsa da sonradan kötü bir karara dönüştü. Özellikle ekonomik olarak. Kedimi çok özlüyorum. Çok mutsuz hissettiğim zamanlarda aklıma gelir. Daha yürüyemez, gözleri görmez, ölmeye yakınken onu bulup hayata döndürüşümüz falan. Belki de o zamanlar içten içe boşlukta olduğum için her şeye fazla anlam yüklemiş de olabilirim bilemiyorum. Ama o zamanki her şey benim için çok özeldi. 


 Yaşadığım ayrılık, ailecek yaşadığım ekonomik ve duygusal çöküşler ve benim çökmeye hazır olan psikolojim o aralar patladı. Her şey patladı. Yıkıldım diyebilirim. Devlet yurduna çıktım. Benim orada yapamayacağımı düşünseler de aklımda soru işareti yoktu. Oranın parası bile benim için çok fazlaydı o yüzden hayır diyecek lüksüm yoktu hiçbir şeye. 





 1 yıl arayla devlet yurdunun yanındaki tepeden çekilmiş fotoğraflar. Güzel manzarası vardı. Orada yaşadığım en güzel arkadaşlıkları yaşadım. Kendimi ait hissettim galiba ilk defa bir yere. Her türlü mutluluk, lüks benim üstümde eğreti duruyor. Sefalet içinde yaşamaya uygun bir karakterim var galiba. 


 O 2 senenin arasında gençlik festivaline gittim. Özgür hissettim. Öyle kötü bir psikoloji ve ruh haline girip yıkılma yaşamamış olsam böyle şeyleri yapacak gücüm olmazdı. Korkardım. Bu da işin olumlu tarafı. Baya baya eğlendim. Sonraki 2 sene de gitmeye devam ettim. Tek başıma kamp yaptım falan. Bunlar benim için imkansız şeylerdi. Daha önceden böyle şeyler yapacaksın deseler ben hayatta yapamam deyip inanmazdım. 


2. devlet yurdu zamanında. Bir kız arkadaşımla bara gitmiştik. Baya yakınlaşıp onun evine gitmiştik. Sabah yurda döndüm saat 8 gibi. Bu damgayı da barda basmışlardı. Böyle şeylerin benim başıma geleceğini de düşünmezdim. İlk defa plansız ve böyle normal şekilde yaşadığım cinsel deneyimdi. Yani normal insanlar böyle şeyleri yaşıyor galiba arada. Benim için mükemmel bir deneyimdi. 


Kendime bir arkadaş bulabildiğim için o ara kolye falan filan almıştım. Yani özgüvenim hafif de olsa yükselebilmişti. Okulum uzadığı ve zorla derslere gidip en arkada oturduğum için fazla heyecanlı olurdum genelde. Böyle bir foto çekip tivitırda paylaşmıştım. Ve cidden bu 4. kez aldığım dersti ve hala hiçbir şey anlamıyordum. 


Deli gibi çalışıp kütüphanede sabahladığım zamanlar da oluyordu artık. Ne kadar kendimi o çalışan insanlardan biri gibi hissetmesem de kendimi zorluyordum. O ara da kar yağmıştı soğukta kahve alıp sigara içiyordum. Güzel bir manzaraydı. 


Sonraki sene yeni eve taşındım. Devlet yurdunda 5 sene sınırı varmış. 2 sene kalabildim. Keşke daha fazla kalabilseydim. Yeni telefon almıştım bir şekilde borçla falan. Telefonum bozuktu ve sınav zamanıydı ne yapacağımı bilemiyordum. Bir şekilde aldım işte. Ve odamın fotoğrafını çekmek istemiştim. Ufacıktı odam. Artık tam yavşak birine dönüşüyordum yavaş yavaş. Çünkü öyle olmaya ihtiyacım vardı. Birsürü insana işim düşebilirdi ve artık yalnız biri olmak istemiyordum. Bu şekilde evde beni baya sevdiler ilk başta. 2 günde falan uyum sağladım. Sonra gelen sınavlar, hafiften bozulan psikoloji ve yine içime kapanmaya başlamamla beraber sorunlar başladı. Çıkmak istedim evden, dayanamıyordum. Her ne kadar cebime çok faydalı bir ev olsa da. 


Sonra buraya taşındım. Bir çatı katının en büyük odasına. Benim için mükemmeldi. Daha az kişiydik. Ve ev arkadaşlarım görece olarak çok daha iyiydi önceki evdekilerden. Fiyat arasında da az bir fark vardı. Odam kocamandı, yağmur yağarken çatıya düşen damlaların sesi inanılmaz bir huzur ortamı yaratıyordu. Okula da 5 dakika falandı. En son kaldığım ev özelliğini de taşıyor aynı zamanda. Günlük apartı saymazsak. 




Bu evlere taşınmadan önceki yaz Muğla'ya kampa gitmiştik. İlk defa gidiyorduk. Doğaçlama olarak kalacak yerler bulup bir şeyler yapmaya çalıştık. Bol bol yürüdük. Benim için çok güzel bir macera olsa da arkadaşım için bir ızdıraptı. Yine de güzel bir anı...


 Yeğenimin gitarıma yapıştırdığı dövmeler.Farklı bir şehirde olmak bana her zaman huzur ve mutluluk vermiştir. Bunlar yapamadığım zamanlar çok mutsuz olurum. Tabi gittiğim yerdeki insanlar özgürlüğüme müdahale etmediği sürece. 


Bu da son evimdeyken gittiğim ehliyet kursunun motoru. Korona yüzünden sınavlara giremedim bir türlü. Girdim başaramadım. Çok korktum. Dünyanın en zor şeyi haline geldi benim için. Sonra geçtim. Arabayı da alacaktım. Aylarca erteledim. Sonra gittim bir şekilde onu da geçtim. Artık ehliyetlerim var. Ama pek bi işe yaramadı düşündüğüm gibi. Aktif araç kullanmadığım için de olabilir. 


 Psikolojim aşırı sıkıntıya girerse saçlarımı sıfıra vuruyorum. Saçlarımın dökülmesini kabullenmek benim için baya yıkıcı bir süreçti. Artık tipimin iyi olmasını pek istemiyorum. Çünkü geçici olduğunu biliyorum. Yani istiyorum tabi de o şekilde birini etkilemek istemiyorum.Çünkü içi boş. 


 Nerdeyse sona geldik. Bir kaç farklı fotoğraf daha buldum onları da paylaşmadan geçemeyeceğim. 


 Vücudumdan nefret ediyordum devlet yurduna ilk çıktığım zamanlar. Çünkü yaşadığım olaylar yüzünden çok fazla kilo vermiştim. İyice çirkin bir haldeydim. Ayağa kalkmanın ve psikolojimi düzeltmenin ilk adımı olarak yalnız da olsa spora başladım. Ayağa kalkmamdaki en büyük etmenlerden biri yalnız da olsa istediğin şeyi yapmak, bir diğeri de bir şeyler yapmaktı. Yani olay harekete geçmekti. 


 Gitar çalmaya başladım. Daha doğrusu öğrenmeye başladım. Festivallere gitmek, gitar çalmak gibi şeyler küçüklükten beri hep yapmak istediğim ama hayal olacağını bildiğim şeylerdi. Bu da yaşadığım yıkımın olumlu tarafları işte. Çok pro şekilde olmasa da artık gitar çalabiliyorum. 


 Yaşadığım boşluk ve buhran zamanları zirvedeyken bir şekilde eski bir arkadaşla iletişime geçip onların arkadaş grubuna dahil olmuştum. Burada da sıcak şarap yapmıştık. Çok kötü olmuştu. 



 Bunlar da başka şehre gidince hissettiğim özgür turist havasının fotoğraflara yansıması. 


Bu da final. Bu benim için çok fazla şeyi değiştiren, çok şey kaybettirip çok şey kazandıran okul hayatından, şehirden resmi olarak kopan bağım. Diplomamı da geçenlerde aldım. Garip bir his var içimde. 


 Hiçbir şey daha iyiye gitmedi. İş bulma süreci çok zor. Yaptığım ve uğraştığım, telafi etmeye çalıştığım o zamanlar bana pek bir fayda getirmedi galiba. Baya zor geçiyor bu günler. Askere gideceğim galiba. Gelince yine aynı terane. Vasıfsız biri olduğumu düşünmüyorum. Ama zamanla öyle birine dönüşebilirim. Ve iyi hissetmediğim yerlerde, saçmasapan insanlarla gerçekten çalışamam. Kendime uygun iş bulabilmem çok zor olacak. Mutlu olduğum zamanları özlüyorum. O zamanlar kendim gibi hissettiğimi düşünmüştüm. Şimdilerde bir hiç gibi hissediyorum. Gerçekten vasıfsız hissediyorum. Umarım yaptıklarım ve geliştirdiğimi düşündüğüm şeyler işe yarar. Umarım bu zamanlara böyle gözü yaşlı şekilde değil de sadece bir tebessümle bakarım. Bu çevrede, bu şekilde düşünen insanlarla yaşamak zor. Benim gibi biri için çok daha zor. Keşke her şeyi daha net görüp büyük, fevri, güzel kararlar alabilsem. Ama umut güzel şey. Realist ve mantıksal bi insan olsam da şu aralar umuda ihtiyacım var. 

Yorumlar